7 Mart 2009 Cumartesi

Sevk Problemi

Devlet memurlarının sağlık sorunları kadar canını sıkan bir başka konu da bürokrasidir. Gerek devlet memurlarının gerekse çocuklarının şehirdışında tedavi görmek gibi bir niyetleri varsa önce bağlı bulundukları kurumun onayladığı sağlık kuruluşundan gitmek istedikleri kuruluşa sevk yaptırmaları gerekir. Örneğin bir akademisyenin herhangi bir doktora gitmeden önce bağlı bulunduğu üniversitenin medikosundan sevk alması şarttır. Ayrıca bu akademisyenin bulunduğu üniversitede tıp fakültesi yoksa ve tedavisi ancak bir tıp fakültesinde yürütülebiliyorsa önce fakültesindeki/yüksek okulundaki evrak kayıta, sonra üniversitesindeki medikoya, ardından sevk edildiği hastaneye gitmelidir ve en nihayetinde asıl gitmek istediği diğer üniversitenin tıp fakültesine -ki bu üniversiteyi yine akademisyen seçemez,en yakın tıp fakültesine gitmek zorundadır- gidebilecektir.

Hasta olmak yetmezmiş gibi bir de bunlarla uğraşmak işkenceden başka bir şey değil ! Bence Türkiye'de sağlıkla ilgili en ciddi problem, istediğimiz zaman istediğimiz branştaki bir doktora rahat bir şekilde ulaşamıyor olmamız.

3 Mart 2009 Salı

Olasılıksız Üzerine Yorumum

Olasılıksız (Adam Fawer) müthiş bir kitaptı. Ben mi bu dünyadan çok sıkıldım da okuduğum her kitap ( ve önümde açılan her bir yeni dünya ) bu derece çekici geliyor? Ya da son zamanlardaki kitap seçimlerim mi çok iyi gidiyor?

'Olasılıksız'ı okurken beni gören pek çok kişi 'Nasıl bir kitap? Sürükleyici mi? Neyi anlatıyor?' gibi şeyler sordu. Hiçbirine net cevaplar sunamadım. Çünkü aslında bahsettiği çok fazla şey vardı, nereden başlayacağımı bilemedim. Kuantum Fiziğinden dövüş sanatına, silah türlerinden genetiğe ....

Sürükleyici miydi? Çok sürükleyiciydi!!! Kitaptan kopup da gerçek dünyaya dönmek istemedim , ama kalbimin duracak düzeyde attığı noktalarda da zorunlu aralar vermek zorunda kaldım.

Kesinlikle tavsiye ederim.

YOZLAŞMA

Yozlaşma denilince aklımıza hep o aynı bildik örnekler gelir: görünce ‘O da nesi?’ dediğimiz tabelalar, yarı İngilizce yarı Türkçe konuşan insanlar, bir türlü Türk örf ve adetlerine yakıştıramadığımız durumlar… Pek çoğumuz da şikayetçiyizdir bu durumdan, ama nedense biz de elimize geçen o en ufak fırsatta yozlaşmaktan kendimizi alamayız.
Kendimden örnek vermem gerekirse şu an bunları yazarken bile yabancı dilde müzik dinliyorum. Bu yaptığım “benim yozlaşmış, kendi milli benliğini kaybetmiş bir birey olduğum”a dair bir kanıt sayılabilir mi? Evet, belki de bir yönden sayılabilir. Kendi kültürünü unutma çabalarındaymışım, başkalarına özenti olma yolundaymışım gibi görünebilir. Hayır, bunun belki de bir kanıt olmakla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Belki de bu özgür irademin sıradan bir göstergesidir.
Sonuç olarak, böylesine bir konuda hiç kimsenin bir değerine hükmetme gibi bir hakkı olduğuna inanmıyorum. Herkes reyinde hürdür. Ama eğer ileri dozlarda bu ‘kim olduğunu’ ve ‘nereden geldiğini’ unutmaya doğru bir yol almışsa belki de bir ‘DUR!’ ihtarı gerekli olabilir. Elbette uyarımızı yaparken de uygun tavır neyse onu sergilemeyi unutmamalıyız.